Sistemler, teknolojiler ve kentler önlenemez bir evrim geçiriyor. Sanal gerçekliğin duygular ve beyin üstündeki etkileri tartışılırken yapay zekânın etiği ve ekonomiyi dört bir yandan kuşatma çabası sürüyor. Artık hiçbir şey yalıtık, bağlantısız ve ayrıcalıklı değil: Kapitalizm her şeyi veriye çeviriyor, kesişen veriler de sonsuza yakınsayan bir temsil kuruyor.

Poedat tarafından 30 Mart ve 6 Nisan tarihlerinde Yapı Kredi Kültür Sanat'ta düzenlenen Geleceği Ararken, aktivist Sinan Logie'nin, psikiyatrist Taner Yılmaz'ın, araştırmacı Selin İşmen'in ve akademisyen Özgür Narin'in sunumlarını içeriyor.

120

Katılımcı

25.

Etkinlik

İstanbul'un Geleceğine Yürüyerek Bakmak

 

Sinan Logie, Aktivist

 

Geleceği sürekli otomobil odaklı altyapılar üzerinden kurgulanan İstanbul'da bir karşıt pratik olarak yürümek, İstanbul'un farklı bir yüzünü meydana koymaktadır. Sunumda, kentin son yıllardaki metamorfozlarına değinilerek gelecekte İstanbul'un ne tür dayanışma formlarıyla gelişebileceği değişik alanlardan örnekler ile paylaşılacaktır.

Bu çerçevede neoliberal dönemde eriyen kamusal alanların ve kapalı yaşam formlarının çoğalmasına karşı katılımcı ve dayanışmacı deneyimler vurgulanarak megapolümüzün gelecekte karşılaşma potansiyeli taşıdığı gerilimler ile nasıl yeni bir kent dinamiği yaratabileceğimize dair ipuçları verilecektir. Bu örnekler arasında Sinan Logie'nin Belçika'da katıldığı katılımcı kentsel tasarım örneklerinden başlanarak son yıllarda İstanbul'un enformel mahallelerinde akademik veya gönüllü olarak yürüttüğü projelere uzanılacaktır.

Hayal Kurabilen İnsan:

Teknoloji ve Gerçeklik

 

Taner Yılmaz, Psikiyatrist

 

İnsanın gerçeği nerede başlar, nasıl şekillenir?

Daha çok distopik hikâyelerle anılan sanal gerçeklik artık gelecekte değil, yaşanmaya başlandı bile... Yapay zekâya sahip robotların var olup olamayacakları ile ilgili tartışmalar yerini insanlarla etkileşimlerindeki olası etik problemlerin tartışmalarına bıraktı. Ancak gerçeği nasıl kavradığımıza dair sorular da güncel: Algılarımıza güvenebilir miyiz? Benim öznel yaşantımla seninkinin aynı olduğunu nasıl bilebiliriz? Duyularımıza dayanmayan bir gerçeklik tartışması mümkün müdür?

Bir yandan beynimizin dış dünya ile etkileşimini çözmeye çalışırken -ve bu konuda önümüzde alınacak çok yol varken- öte yandan tam anlamamış olduğumuz bu deneyimi taklit etmeye başladığımız bir çağa şahit olmak gerçekten heyecan uyandırıcı. Yeni çağın teknoloji insanına artık "homo sapiens" diyemeyeceğimizi, hatta şu anda bile yeni bir türe evrilmiş insanlardan bahsettiğimizi öne sürenler var. Buradan yola çıkarak ele alabileceğimiz pek çok alan var. Örneğin biyoloji ve beden yapısını sorgulayacak olsaydık kalp pili ile yaşayan bir insana "android" gözü ile bakmadığımız aşikâr olurdu. Kolunu kaybeden bir insanın biyonik bir kol kullanmasına gelince işin hafifçe bulanıklaştığını söyleyenler ortaya çıkabilirdi. Peki ya beyin bölgelerinden bir kısmınının işlevini üstlenecek çeşitli teknolojiler devreye girseydi? Hatta beynin büyük kısmının işini bir makine (devre, bilgisayar...) yerine getirecek olsaydı? İleri derecede karmaşık bilgisayarlar tüm yaşantımızı, hatıralarımızı ve duygularımızı taklit ile kaydedip bunları yapay zekâ marifetiyle işleyerek dijital ortamda etkileşime giren bir birey simülasyonu yaratabilseydi? Nihayetinde bu simülasyondan gelen veriler beynin bir kısmının veya tamamının işlevini de gören devrelere aktarılarak fiziksel gerçekliğe de dönüşseydi?

Yukarıdaki gibi pek çok soru ve problem sıralamak mümkün. Tüm bunların vücut bulmuş hâlde karşımıza çıkmasından ne kadar uzağız? Aslında daha ilgi çekici olan sorumuz: Tüm bunları nasıl karşılayacağız? İnsan psikolojisindeki yansımaları ne olacak? Gerçeklik algımız şu anda nasıl oluşuyor? Gelecekte nasıl şekilleniyor olacak? Benliğimizin sınırlarını yeniden çizmemiz gerekecek mi? "Birey olarak kabul ettiklerimiz" ile "ben olmayan ötekiler" arasına yapay zekâya sahip bir yazılım girebilir mi?

Tüm bu alanlarda aksi yöne doğrultulacak sorular da çok elbette; şu anda yaşamımızın ve benlik bütünlüğümüzün tanımı içinde kurgu yok mu? Sadece gerçek etkileşimlerden ibaret bir yaşantımız mı var? Algılarımızı çarpıtmaya meylimiz olabilir mi? Rasyonel ve bilinçli olmayan taraflarımızı nasıl-nerede sınıflandırmalıyız?

Keyifli bir beyin fırtınası için bu alanda çokça sorumuz ve az cevabımız var. Tam da "Hayal Kurabilen İnsan" için güzel bir oyun alanı...

Sanayi 4.0 ve Yapay Zekânın

Toplumsal Sınırları ve Olanakları

 

Özgür Narin, Akademisyen

 

Çevrimiçi kapitalizm olabilir mi? Androidler başka bir dünyayı düşleyebilir mi?

Bilim kurgu yazarı Philip K. Dick, Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? (Do Androids Dream of Electric Sheep?) adlı ünlü kitabında akıllı makinelere ve insanı ayıran özelliklere yoğunlaşır: Örneğin "Bu makineler duygulanabilirler mi?" veya "Basit refleksin ötesinde empati kurabilirler mi?" Üstelik Dick'in bu kurgu öyküsü ve bu öyküden esinlenen ünlü film Bıçak Sırtı (Blade Runner) 2019 yılında geçer. Yarım yüzyıl önce "geleceğin dünyası" olarak betimlenen 2019 yılında biz, yapay zekâdaki gelişmeler ve Sanayi 4.0'ı tartışıyoruz. Bunu yaparken çoğunlukla teknolojiyi toplumsal bağlamından, üretim sürecinin olanaklarından ve sınırlarından kopartarak tartışıyoruz. Ya çok parıltılı bir dünya betimliyor ya da kasvetli distopyalar yaratıyoruz. Hâlbuki politik ekonominin eleştirisi, yaşadığımız dönemde ön plana çıkıp göz kamaştıran teknolojik gelişmelerin toplumsal üretim ilişkisi ile bağlantısını veriyor. Bu toplumsal ilişkileri anlamak için, sunumda birbirini tamamlayan üç sorunun peşine düşeceğiz.

Yanıtını arayacağımız ilk soru şudur: Haklı olarak büyük heyecan veren bu teknolojik gelişmeler, kapitalizmi ekonominin uzun dalgalarından, krizden kurtarabilir mi? Parlak buluşlar, sanayide robotlar ve algoritmalar, yapay zekâ, kapitalist bir üretimin sürdürülebilirliğini garantiler mi? Sadece çalışma koşullarında yaratacağı değişim, işsizlik ve yeni işler değil, bizzat teknobilim üretiminin kendisi de bu ekonomiden muaf kalabilir mi?

İkinci soru, ekonominin genel eğilimlerinden öznelerine geçerek tamamlanıyor; çünkü ekonomi teknik bir süreç değil, aksine toplumsal bir süreç ve toplumsal öznelere dayanıyor. Sanayi 4.0 projesiyle algoritmalar, robotlar ve otomasyon ile özne yani toplumsal ilişkiler devre dışı mı kalıyor? Çevrimiçi bir üretim, kapitalizm mi doğuyor? Sanayi 4.0, sanayide dijital ağlara bağlı üretim süreci ile veri analizini birleştirme ve akıllı fabrikalarla üretimin bütünleşmesini öngören Avrupa merkezli bir proje olarak ortaya çıktı ve yaygınlaştı. Siberfiziksel sistemler ve akıllı fabrikalar, bulut bilişim ve yapay zekâ gibi teknolojik yenilikleri kullanarak sanayinin bütünleşik otomasyonunu öngörüyor. O zaman şu sorular doğmaktadır: Eğer tüm üretim süreci sayısallaştırılıyor, veriye dönüştürülüyor ve ağ ve bilgisayarlar ile denetleniyorsa söylemin ima ettiği gibi ortaya çıkan "büyük veri" analiz edilerek optimizasyon yapılabilir, sanayi tümüyle bütünleşebilir mi? Algoritmalar, toplumsal sınıflardan ve onların çelişkilerinden bağımsız kalabilirler mi? Kârı ve çıkarları azamileştirmeye dayanan bir üretim sisteminde çevrimiçi bir kapitalizm olanaklı mıdır? Sınırları nelerdir? Bu sorunun peşine düşeceğiz.

Son olarak üçüncü soruda ise, gelecek toplumu, bizi nasıl bir geleceğin beklediğini sorgulayacağız. Elbette ki akıntısına kapıldığımız değil üstüne düşünüp yapımına katıldığımız bir gelecekten bahsediyoruz: "Androidler başka, daha iyi bir dünyayı düşleyebilirler mi?" Yoksa onu bizler mi düşleyecek ve kuracağız? Yapay zekânın ve sanayinin algoritmalar, robotlarla yönetimi hangi toplumsal ilişkilerle gerçekleşebilir ve bu bize nasıl bir dünya vaat eder?

Sunumun sonunda, bu gelecek dünyanın kasvetli bir distopya mı yoksa üretimdeki sınırların aşıldığı, insanların neşeli ve aktif özneler olduğu bir gelecek mi olduğu konusunda tartışacağız. Fredric Jameson'ın sözü yoksa doğru mu: "Alternatif bir dünyayı düşünmek yerine dünyanın çöküşü, başımıza gelecek felaketler üzerine düşünmek daha mı kolay geliyor?"

Sanal Gerçeklik: Dün, Bugün, Yarın

 

Selin İşmen, Araştırmacı

 

Antik Çağ'dan günümüze mutlak gerçekliğe ve karşıtı olan kavramlara ilişkin değerler, yargılar ve sorgulamalar, genişletilmiş gerçeklik (extended reality) çatısındaki teknolojilerle tekrar gündeme geliyor.

Sunumda gerçeğin "boyut" kazandığı süreç sanal gerçekliğin deneysel geçmişiyle ele alınacak, akıllı telefonların ve sosyal medyanın büyük çıkışı sonucunda yaşanan kırılmayla gerçekliğin günümüzün zenginleştirilmiş yaşam teknolojilerinden biri hâline geldiği vurgulanacak ve sanal gerçekliğin eğlenme, öğretme, üretme, sosyalleşme ve muhtemelen düşünme biçimlerimizi nasıl değiştirebileceğine odaklanılarak geleceğin sanal gerçeklik öngörüleri paylaşılacaktır. Sanal gerçeklikten (virtual reality) karma gerçeklik (mixed reality) teknolojilerine hayatımıza giren ve girme hazırlığında bulunan uygulamalar üzerinden bizi hangi yeni gerçekliklerin beklediği de tartışılacak ve bu anlamda yeni "biz"in biraz distopik ve biraz da ütopik olan, ama kesinlikle deneyimin yoğunluk ve boyut kazandığı bir dünya ile nasıl yüzleşeceği irdelenecektir.

Sinan Logie
Aktivist
Taner Yılmaz
Psikiyatrist
Özgür Narin
Akademisyen
Selin İşmen
Araştırmacı

Sinan Logie, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde öğretim görevlisi, Mekanda Adalet Derneği'nin kurucularından ve Yoann Morvan ile İstanbul 2023'ün yazarlarından. 1998'de Brüksel'de mimarlık eğitimini bitiren Logie, 2011 yılından beri İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyor. 2012 yılından beri ise İstanbul'un çeperlerini arşınlayan Sinan Logie, bu yürüme pratiğini akademi, aktivizm ve sanat alanlarına aktarıyor.

Taner Yılmaz, 2009'da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini tamamlayarak 2014 yılında psikiyatri uzmanı ünvanını aldı. 2016 yılı itibariyle lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler vermektedir. Hâlen İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı'nda kısmi zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Psikoterapiler, evrimsel psikoloji, psikanaliz ve nörobilim başlıca ilgi alanlarıdır.

Özgür Narin, Ordu Üniversitesi İktisat Bölümü'nde öğretim üyesidir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi'nde "teknoloji ve emek süreçleri" üzerine Kalkınma İktisadı ve İktisadi Büyüme Doktora Programı'nı tamamladı. New York Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak teknoloji, kriz ve sınıflar üzerine çalıştı. Toplumsal sınıflar, teknoloji, kapitalizmde bilim ve teknoloji üretiminin çelişkileri, bilimcinin emek sürecindeki dönüşümü ve üniversitelerin dönüşümü üzerine çalışmaları bulunmaktadır. "Bilim, teknoloji ve toplum" platformu olan IstanbuLab'da çalışma yürütmektedir. Kimi çalışmalarına nyu.academia.edu/OzgurNarin ve stsistanbul.org/2017/10/30/ozgur-narin bağlantılarından ulaşılabilir.

Selin İşmen, profesyonel yaşamına bilişim teknolojileri alanında başladı. 2010 WSET eğitimi sonrasında bağ ürünleri firmalarında eğitmenlik görevini üstlenerek kariyer değişikliğine gitti: Türkiye'nin dört bir yanında eğitimler verdi, araştırma ve deneyimlerinden yola çıkarak eğitim program tasarımı hakkında bir yüksek lisans çalışması yazdı. Vinistanbul markasını kurduktan sonra eğitimde kalite standartizasyonu ve fırsat eşitliğini savunarak alanında bir ilki gerçekleştirdi ve sanal gerçeklikte bağcılık eğitimi simülasyonu VitiVR'ın prototipiyle önoloji ve tarım öğrencilerine pratik yapma imkânı tanıdı. Eğitimde geleneksel metodojileri izleyen Fransa’daki ve İtalya’daki üniversitelerde çalışma desteklendi; 2017'de Almanya'da kullanıcı deneyimine sunuldu. İşmen, Bahçeşehir Üniversitesi'nin sanal gerçeklik laboratuvarı VR1 BAU'da araştırmalarını sürdürüyor.

Gelecek etkinliklerimizden haberdar olun.

Mekân

Yapı Kredi Bankası'na bağlı olarak kurulan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Beyoğlu ilçesine bağlı Tomtom Mahallesi'nde, İstiklal Caddesi üstünde, 161 numaralı binada bulunuyor. T2 Taksim-Tünel tramvay hattı üstündeki Galatasaray Lisesi durağı Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'a birkaç dakikalık uzaklıkta.

İletişim